Locke, Mill’e Karşı: Çoğunluğun Azınlığa Etkisi

Çoğunluk seçimlerinin toplumda yaşayan herkesin hayatını etkilediğine dair hiçbir şüphe olmamalıdır. İngiliz filozof John Locke, her bir çoğunluk eyleminin bir azınlık eylemi olduğunu savunur. Aksine, Amerikalı filozof John Stuart Mill, çoğunluğun azınlık üzerindeki etkisinin, azınlık için özgürlüğün kısıtlanması olduğunu iddia ediyor. Bu denemede hem Locke hem de Mill’in çoğunluk hakkındaki fikirlerini açıklamayı planlıyorum. Ardından, çoğunluk bireyin haklarını kısıtladığı için Mill’in iddiasının geçerli olduğunu tartışacağım.

LOCKE

Locke, bir toplumu yöneten şeyin çoğunluk olması gerektiğini iddia ediyor. Bir topluma girerken, her bireyin kendisini toplumun çoğunluğuna teslim etmesi gerektiği tartışılabilir. Birey, o topluma girerek, çoğunluğun seçtiği her kuralı, kararı ve yasayı kabul eder. Yönetim Üzerine İki İnceleme kitabının 8. bölümünde Locke, politik toplumun başlangıcının, toplumu bir araya gelerek oluşturan bireylerin rızasına bağlı olduğunun belirtilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Yani insanların bir araya gelerek siyasal toplum olarak ifade edilebilecek bir çoğunluk oluşturduğu söylenebilir. Bu noktada şunu da belirtmek gerekir ki tüm insanlar bir hükümet altında doğar. Bu hükümet aslında özgür olmayı engelleyen şeydir. Ancak bu kişilerin de iktidarı değiştirmek için bir araya gelme özgürlüğü olduğu da göz ardı edilmemelidir. Locke’un iddiasını destekleyen bir başka ifade de toplumun nedeninden bahsedilerek yapılabilir. Bir bakıma insanların bir topluma katılmak istiyorlarsa özgürlüklerinden vazgeçmeleri gerektiği söylenebilir. Toplum ancak farklılıkları süzgeçten geçirerek kurulabilir. 9. bölümde Locke, insanların mülklerinin korunmasından emin olmak için topluma katıldıklarını savunur. Dolayısıyla, bireyler mallarını korumak istiyorlarsa bir topluma katılmaları gerektiği söyler. Buna takiben de, bir topluma katılmak istiyorlarsa doğal özgürlüklerinin bazılarından vazgeçmeleri gerektiğini iddia eder.

MILL


Locke’un çoğunluk hakkındaki fikirlerini açıkladıktan sonra, Mill’in bu konudaki fikirlerini değerlendirme zamanının geldiğine inanıyorum. Başlangıçta, çoğu kişinin de tahmin edebileceği üzere, Mill’in çoğunluk tarafından yönetilmenin özgürlüğü kısıtladığını iddia ettiği söylenebilir. Bu noktada çoğunluğun kısıtladığı özgürlüğün ne olduğunu açıklayarak değerlendirmeye başlamanın faydalı olduğuna inanıyorum. Özgürlük Üzerine kitabının 1. bölümünde Mill, özgürlük kavramının zaman içindeki değişimini açıklayarak işe başlıyor. Yöneticilerin rolüne bağlı olarak özgürlüğün anlamının zamanla değiştiği söylenebilir. Hükümdarın rolü; toplumun efendisi olmaktan çok, insanlara hizmet etmek olarak değişince özgürlüğün anlamı değişti. Bu değişim, Mill’in “çoğunluğun tiranlığı” olarak ifade ettiği yeni bir sorun yarattı. Çoğunluğun tiranlığı, demokratik çoğunluğun eylemlerini/kararlarını/ iradesini azınlığa dayatması olarak açıklanabilir. Bu fikri açıklamanın en faydalı yolunun bir örnek kullanmak olduğuna inanıyorum. Anayasal bir değişiklik hakkında bir referandum olacağını düşünelim. Bu referandumda seçenekleri değişikliğe “evet” veya “hayır” demek olduğunu varsayalım. Örneğin, toplumun yüzde 51’inin anayasayı değiştirmek için oy kullandı. Bu örnekte referandum anayasa değişikliği kararı ile son bulur. Ancak bu noktada toplumun yüzde 49’unun bu değişimi istemediğini bariz bir şekilde ortadadır. Yani, iki farklı seçenekten gelen insan sayısı birbirine çok yakındır. Yine de anayasa değişikliği isteyenler, sayıları diğerlerinden biraz fazla olduğu için istediklerini kazandılar. Daha da basit bir şekilde anlatmak gerekirse; anayasa değişikliği isteyenlerin sayısı, anayasa değişikliği istemeyenlerin sayısından biraz fazla olduğu için değişim yaşandı. Bu açıdan da çoğunluğun, azınlık üzerinde tiranca bir güç uyguladığı, Mill’e göre, söylenebilir. Mill’e karşı en iyi argüman, Locke’un çoğunluk hakkındaki iddiası olabilir. Daha önce de belirttiğim gibi, bireyler mallarını korumak istiyorlarsa bir topluma katılmaları gerekir. Sonrasında, bir topluma katılmak istiyorlarsa doğal özgürlüklerinden vazgeçmeleri gerekir. Başka bir deyişle Locke, özgürlükten vazgeçmenin bir toplumda olmanın bir zorunluluk olduğunu belirtir. Özgürlük Üzerine kitabının dördüncü bölümünde Mill bu durumu inceler. Mill’e göre toplum tarafından sağlanan Locku’un koruması; insanları, toplumu ve toplum üyelerini savunmak ve korumak için belirli bir şekilde hareket etmek zorunda bırakır. Bu, bir toplumun kısıtlayabileceği en fazla şeydir. Dolayısıyla, Mill’e göre, bir toplumun bundan daha fazlasını kısıtlayamayacağı söylenebilir. Bu bağlamda bana yakın olan Mill.

Fatih Emre Öztürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: