Omzumda Taşıdıklarım

Bugün günlerden çaresizlik olabilirim… Renklerden tebessüm, aylardan hüzün, sokaklardan çıkmaz sokak, henüz görülmemiş bir düş… Üzerinde nefes aldığımız bu eşsiz gezegenin içinde bir yerlerde, benim gibilerden kaçıyor olabilirim. İstediğim zaman bulunabilirim. Bulmak isteyen kim varsa onu kurak topraklarımda, yüksek tepelerimde güzelce ağırlayabilirim. Ben ne yerim ne de bir kimse. Yorgun bir dimağ ya da belki de bir göz yaşıyım. Üzerinde ağır medeniyetlerin, günahların bulunduğu bir gezegenim bütün yalnızlığıyla. Kulaklarınızda seyreden, dilinizde yalnızca mırıldanacağınız kadar yer bulabilen eski bir şarkı da olabilirim:

—Dırırım, dırırıııım… Böyle bir şarkı vardı ya nasıldı?

Hayatınızda dönüm noktası yaratacak, o dönülmez akşamın ufkunda içinize işleyecek cümleleri yazan lakin ismi hiçbir zaman bilinmeyen o masum kişi olabilirim:

—Ne güzel söylemiş kim söylemişse. Kimdi ya bunu söyleyen?

Soran olduğunda “Yediğim bir şey dokundu herhalde” diyorum. Desem de buna kendim ikna olmuyorum. İnsan kendini anlamadıkça ne anlatırsa anlatsın yalan, biliyorum. Bu yüzden bugün büyük çaplı bir karar aldım. Serbest bıraktım bu parmakları:

—Ne yazarsan yaz ulan, dedim.

—Şiir hariç ne yazarsan yaz.

—Şiir yazma ama. İnsanların derdi zaten başından aşkın, zaten insanlar birbirlerine olan inancını çoktan yitirmiş, savunacak bir durum kalmamış insanlık adına. Herkes birbirini suçluyor, suçlu da suçunu çok iyi biliyor. Asıl masumların sesi zaten çıkmıyor, içine konuşup duruyorlar. Bir de sen bunun üstüne şiir yazma, dedim.

Parmaklarım titredi. Aldım onları karşıma adam akıllı konuşmaya başladım. Yazmaya başladım yani. Ne yazsam şiir gibi oldu, yapamadım. Ortada kulaklara hükmedecek bir kafiye yoktu belki ama bir şiir için gerekli bütün yaşantı aklımdaydı. Kâğıda dökülünce sanki aklım, içinde tutmakla hükümlü olduğu bütün düşünceleri parmaklarım vasıtasıyla dışa dökerek, “olur da bir gün biri okursa” diye intikam gününü hesaplıyordu. Soğuk bir gece kimsenin beklemediği anda bir mektupla alacaktı intikamını herkesten belki de. Belki de ben nihayetinde o gece bütün taşıdıklarımı dipsiz bir boşluğa bırakıp bütün yükümden kurtulacaktım. Aslında bütün mesele bundan ibaretti. Artık bu yükü bu omuzlar kaldırmıyordu belki de. Devrik cümlelerle derdimi bir noktaya kadar anlatabilirim, kusura bakmayın. Ayrıca cümlelerim dimdik karşınıza çıkmadığı için teşekkür edebilirsiniz bana. Bu yük öyle ağır ki, hiçbir cümle dimdik duramıyor benim karşımda. İşte ben sevgili intikamım, dimdik duramayan devrik cümlelerimi bu yüke borçluyum bir bakıma. Başkaldırdı parmaklarım, kırıldı kalem. Dile geldi bütün sözcükler yanımda ve: “Taşıdıkların omzunda yer etmişse, artık yük değildir.” dedi bana.

Yaşamanın bir kuralı yok, biçimi var. “Çok eskiden…” diye ulu orta aniden bir lafa girmesi var. Herkesin birbiriyle gülüp eğlendiği kalabalık bir ortamda yalnız senin üzerindeki ışığın sönüp, bütün ışıkların içinde yalnız senin karanlıkta kalman var. Hiç olmadık bir yerde geçmişin, aklını bir karınca sürüsü gibi kemirmesi ve omzundaki yüklerin bundan ibaret olduğunu fark ettiğin an var. Bu dışa dönük yalnızlık, omuzlarında yer edince bunun tersini artık hayal bile edememen ve bu duruma çaresiz şekilde alışmış olman var. Bunları okuduktan sonra bile ayağa kalkıp “Bu böyle gitmez!” diye kendine haykıramamak var. Haykırabilecek insan belli olur. Bu ışık ne sende ne bende ne de onda var. Üstelik yıllarca amansız bir yük olarak taşıdığın bu geçmişin bir teminatı yok. Seni götürebileceği ya da alıkoyabileceği herhangi bir yer yok. Bunun için önce onunla yüzleşmen gerekir. Yüzleştiğin zaman yük olmaktan çıkar ve artık bu yük omzunda yer etmiş demektir. Yaşamak, alışma sanatıdır. Alışmanın belli bir formülü veya bir zaman statüsü yok. Bunun geniş ve güçlü omuzlarla da alakası yok. İnsan Herkül bile olsa yüzleşemediklerini taşıyamaz omzunda. Bunun için geçmişin geçmişte kalması ve hayli eskiden yaşanmış olması gerekir.

Bizim gibiler için artık yaşamanın bir zorluğu veya kolaylığı kalmadı. Daima iki seçeneğin arasında geçiyor bizim mevsimlerimiz. İyi veya kötü değiliz, güzel veya çirkin, yorgun veya dinç bile değiliz. Ne olduğumuz belirsiz ve artık bunun da bir anlamı kalmadı. Çünkü bize bizden başka kimse anlam yüklemediği için en büyük cezayı çektik aslında. Soracak olursan geniş ve güçlü omuzlara sahip biri değilim. Gerektiği kadar dinç de sayılmam ama geçmişi bir şekilde kabullenip taşıdıklarımın omzumda olduğunu unutanlardanım. Her gün aynı meselelere itinayla el uzatmaktan yorgun düştü parmaklarım ve bu döngü bir nevi başa sardı. “Nasıl geçmişi bıraktın?” diye soracak olursan yapabileceğim başka bir şey kalmadı. Tıpkı bu gezegen gibi, benim de içimde her şey kendi kendine oluştu. Tıpkı bu gezegen gibi benim de içimde her şeyin önce yapım aşaması sonra yıkım aşaması oldu. Kendi eksenimde o kadar çok döndüm ve zaman o kadar hızlı aktı ki: “Eski günler geride kaldı” dediğim günler bile eskide kaldı.

Kerem Aydın

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: