İki Adımlık Yerkürenin En Güzel Kadını

Ölüm söz konusu olunca dünyadaki çoğu şey önemi yitirir. Sonsuz olan bilgi bile, ölümün önünde diz çöker. Öylesine kuvvetlidir ki, bazı insanlar kudretinin büyüklüğünden etkilenirler. Ölüm kuşkusuz hayran olunacak bir şeydir. Fakat yaşamanın özü, ölümün büyüklüğünün bilince olup ona olan hayranlığı bir kenara atmaktadır. Bu özü kavrayamayıp kendisini başka düşüncelerle besleyen insanlar da yok değildir. Coğrafyamızda yaratılan edebiyat, kadın şairler yelpazesinde düşünüldüğünde ise ölümü çoğu insandan farklı uygulayan biri vardır. Bu kişi, iki adımlık yerkürenin en güzel kadını; Nilgün Marmara’dır! Nilgün Marmara’nın ölüme olan düşkünlüğü, bana bir içgüdü olarak onunla ilgili bir şeyler öğrenmem gerektiğini hissettiriyordu. Tabii ki bir insanı, daha doğrusu bir insanın iç dünyasını anlamanın en iyi yolu onun kimselere okumadığı günlüklerine ulaşmaktı. Nilgün her ne kadar diğer insanlardan oldukça farklı bir iç dünyaya sahip olsa da; bu gerçek onun için bile geçerli olmalıydı. Bu yüzden, basımı öncesi ve sonrasında büyük tartışmalara yol açan, annesi ve eşinin okumadan Gülseli İnal’a teslim ettiklerini söylediği ve Ece Ayhan ile Gülseli İnal’ın isim ebeveynliğini yaptığı Kırmızı Kahverengi Defter, Nilgün’ün iç dünyasını anlamak için olağanüstü bir rehber sayılabilir.

Öncelikle bu kitabın yayınlanmasının öncesinde ortaya çıkan tartışmalara göz atmak faydalı olacaktır. Gülseli İnal, her ne kadar görünürde Nilgün’ün yakın arkadaşlarından biri olmasa da günlüklerden haberi olan sayılı kişilerdendi. Nilgün’ün annesi kırmızı ve kahverengi kaplamalı defterleri bulduktan sonra da Gülseli’nin hemen gidip bu günlükleri istemesi bu açıdan kabul edilebilir bir davranıştı. Gülseli, Nilgün’ün bu defterleri yayınlatmasını istediğini söylüyordu fakat buna dair herhangi bir somut kanıtı yoktu. Yine de Nilgün’ün annesi hiç okumadığını iddia ederek Gülseli’ye günlükleri verdi. Nilgün’ün eşi Kağan da bu günlükleri hiç okumadığını söylüyordu ve kayınvalidesinin günlükleri Gülseli’ye verdiğini öğrenince sinirlendi. Nilgün’ün annesi ve eşi, Gülseli’den günlükleri geri istedi fakat Gülseli kütüphaneye bağışladığını söyledi. Öyle ya da böyle günlükler basıldı ve Nilgün’ün iç dünyasını anlayabilmek için bizlere güzel bir rehber oldu.

Nilgün Marmara’nın bu kitabına ulaşmak oldukça güç. Az yapılmış ve yenilenmeyen baskısı ile bu kitabı, ancak koleksiyoncularda veya sahaflarda, yüksek ücretler karşılığında bulabilirsiniz. Bu açıdan, bir koleksiyon olarak da sayılabilecek kitabı elde etmek edebiyat severler için keyif verici olabilir.

Nilgün’ün dünya görüşü, şiirlerinden parçalar, alıntılar ile dolu olan bu kitap günlük adı altında yayınlanmasına karşın, Nilgün’ün hüzünlü yaşantısına dair pek fazla bilgi içerdiğini söylemek doğru olmaz. Yine de yaşantısının dışında, Nilgün’ün iç dünyasına dair etkili izler taşıyordu. İnternette karşınıza çıkan ve Nilgün’e ait olduğu belirtilen yazıların, dizelerin birçoğu bu kitapta yer alıyordu. Bu açıdan kitabın oldukça zengin olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Nilgün’ün ölüme karşı duyduğu hayranlığı açık bir şekilde belirttiği ve her sayfada ölümden, ölme isteğinden, ölme hayranlığından bir izle karşılaşabileceğiniz bu kitap gerçekten hüznü size hissettiriyordu.

Geçilen her sayfada fark edilen ve şaşırtıcı olan bir başka olay ise, Nilgün’ün gölgede kalan mizahıydı. Olağanüstü bir mizah anlayışı olmasına karşın, bunu pek fazla kullanmamayı tercih eden Nilgün, nadiren de olsa kullandığında ise yine ölümün içine sıkıştırıyordu. Kendisinin “funny funeral” adıyla lanse ettiği bu davranışı, onun bazen argoya kaçan dilinin de geçerlilik kazanmasına olanak sağlıyordu. Ölüme olan hayranlığının bilinmesine karşın, zamanını kimsenin tahmin edemediği camdan atlanılarak edilmiş bir intiharın başkahramanı olarak sahip olduğu mizah anlayışı, benim fikrimde onun Türkiye’nin kadın profilinden bir üst çıtaya çıkmasına olanak sağlıyordu. Kırmızı Kahverengi Defter’de belirttiği dönemin dış ülkelerinin siyasi durumları konusundaki fikirleri de ne kadar açık görüşlü olduğunu ortaya çıkartıyordu.

“Yıllarca ölüme yürüdük/sağlam bir su üzerinde” diyerek hayata gözlerini yumarken, ardında bize hak ettiğimizden daha az eser bırakarak gitti Nilgün! Kırmızı Kahverengi Defter, Daktiloya Çekilmiş Şiirler, Metinler ve Sylvia Plath’ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi(ayrıca önerilen okuma sıralamasıdır) ile bu hayattan göçtü. Belki de Türkiye’nin gelmiş ve maalesef ki erken göçmüş, en iyi kadın şairiydi.

Fatih Emre Öztürk

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: