Saç Örgüsü

“Bana tek bir kelime söyle,” dedi Deniz, gözlerini yıldızlardan ayırmadan.

Burak kafasının ardına ellerini koyup çimlere uzanmıştı. Deniz ile kolları birbirine dokunuyordu. Ne dediğini anlamamış gibi dönüp Deniz’e baktı.

“Bana bir kelime söyle hadi! Ben de sana ilk aklıma gelen hikayemi anlatayım,’’ dedi. “Beni tanımak istediğini söyledin. Bunun için bunu yapman gerek”

Burak belli belirsiz kafasını salladı. Yıldızlar oradan gitmeden karar verdi söyleyeceği kelimeye. “Saçların…” dedi. “Çok güzel görünüyorlar. Belki onlara dair benimle paylaşabileceğin bir anın vardır.”

Burak’ın yüzündeki pırıltı ve heyecan Deniz’in yüzünü görür görmez söndü. Hızlıca kafasını gökyüzüne çevirdi. Deniz uzun bir iç çekişten sonra anlatmaya başladı. “8 ya da 9 yaşındayım. Betonun üzerinde, çardağa benzeyen evin girişinde oturuyorum. Betonun verdiği sertlikle popom neredeyse düzleşmek üzere. Bunun acısı ile kıpırdanıp duruyorum. Kafamın içinde sivrisinekler yuva yapmış gibi büyük bir vızıltı var. Gürültü beni korkutuyor, hem de çok. Aynı zamanda üzüyor da. Babam bana dokunuyor, ilk defa. Uzaktan bizi gören, saçlarımı okşuyor gibi anlayabilir. Ne yazık ki durum öyle değil. Babam saçlarımı hevesle aldığı tıraş makinesi ile kesiyor. Kalbim çok kırık. Saçımı okşamasını hayal ederken, tutunacağım dalları budarcasına kesmesi kalbimi kırıyor. Gözlerim doluyor. Korkudan ağlayamıyorum. Korkum dayak yemek falan değil, kendimi açıklayamamak. Neden ağladığımı ben bile anlayamazken başkasına anlatamamak beni içten içe hırçınlaştırıyor her defasında. Anlatmaktansa daha doğrusu anlatamamaktansa susmayı tercih ediyorum. Defalarca deneyimlemiş biri olarak şunu söyleyebilirim ki; zorla ağlamaya çalışmak kadar ağlamamaya çalışmak da zor.”

Deniz boğazında büyük bir yumruyu yuttu. Burak ona bakmamaya çalıştı. Yıldızların arasında bir şey ararmış gibi gökyüzünde gezdirdi gözlerini.

“Boğazıma sardıkları havlu ile tıraş makinesinin sesi, beni iş birliği ile öldürmeye çalışıyor sanki. Biri boğazımdan sıkıyor, diğeri ise ölümcül bir tümör gibi beynimde kendine o korkunç sesi ile yer açıyor. Yıllardır gece yatarken kurduğum hayal aklıma geliyor. Geceleri üstümü bilerek açıp uyuduğum anlar bir bir aklıma geliyor. Bir filmde gördüğüm bir sahne bu. Küs olan baba-kız bu şekilde barışıyorlar. Babam yıllardır bana küs gibi davranıyor, belki bu sayede barışırız diye defalarca hasta oldum. Bunları düşünürken kafamdan hızlı bir düşünce geçiyor; “şimdi okşayacak saçlarım da kalmadı,” diye kendimi tutamayıp ağlıyorum. ‘Al götür şu kızını; her yerini saç yaptı,’ diyor babam anneme. Görünmez gibiyim evde. Hıçkırarak ağlamam bile duyulmuyor sanki. Herkes kulaklarını, gözlerini kapatmış da ağızları hiç susmuyor. Saçlarım olmayınca annem tutacak bir şey de bulamıyor, tişörtümden çekiştiriyor. Banyoya itiyor beni. Üstümdekileri çekiştirerek çıkartıyor. Çardaktan farksız olan beton, buz gibi banyo zeminine oturtturuyor. ‘Her yerin saç olmuş, bitmiyor işiniz! Her yer saç olmuş,’ diye avazı çıktığı kadar bağırıyor. ’Yandım!’ dememle öfkesi daha bir artıyor. Suyun gittikçe sıcaklığı artıyor. Sert banyo lifiyle de beni iyice bir sürtünce vücudumdaki kızarıklık hepten ortaya çıkıyor. Kovadaki son kaynar suları döküp annemin üzerime doğru attığı havluyu sarınıp odaya kaçıyorum adeta. Üstümü hemen giyiniyorum. Sonra saçlarımı taramak için aynanın karşına geçiyorum. Aynadaki kafayı görür görmez gözlerim büyüyor. Gözlerimden akan yaşlara engel olmuyorum bu sefer. Saçtan çok bir yerlerden emanet alınmış kıl yumaklarına benziyor kafamdakiler. Tarağı yere atıp iki elimle uzun uzun seviyorum onları. ‘Bir daha sana kıyamayacaklar, geçti,’ diyorum defalarca. Sonra kanepenin üzerine yatıp dışarıya bakarken uykuya dalıyorum. Uykuya dalarken ellerim hâlâ saçlarımda. Rüyamda upuzun saçlarımla bir ormanda dolaşıyorum. Örgüm o kadar uzun ki ayağıma dolanıyor, düşecek gibi oluyorum. ‘’

Burak gözünden dökülen yaşları Deniz’e fark ettirmeden silmeye çalıştı. Sessizlik uzadıkça, aralarındaki bağ kuvvetlendi. “Deniz bazen bazı şeyler hemen olmuyormuş, hemen anlatılmıyor, dinlenemiyormuş. Seni zorladığım için özür dilerim.” dedi.

Deniz onu duymamış gibi devam etti. “Bellek, bilinçaltında anısı olan her objeyi gördüğünde pusuda bekleyen bir düşman gibi Burak. Hele ki karanlık bir çocukluğun varsa. Bazen belleğini, anılarını çıkarıp gömmek istiyorsun. Anlatmak şöyle dursun, hatırlamak bile seni çileden çıkarıyor. ‘’ Burak toparlanıp uzandığı yerden kalktı ve Deniz’ e de kalkması için elini uzattı. El ele gece yanıp sönen sokak lambasının altında bir görünüp bir yok oldular, çocuklukları sırtlarındaydı.

Şerife Irmak

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: